MİSTİSİZM mitoloji dinler

8/1/2008 - Hinduizm'de maddesel dünya ve yanıltıcı MAYA enerjisi

Hindu Kutsal kitaplarına göre her şey "bilinç"ten gelmedir, maya enerjisiyle varlığa kavuşan madde ve dünyada bile bilinç her yere yayılmıştır, ağaca, toprağa...

Madde ve öznel olarak algılanabilen her şey: dünya, evren..vs bilinçten yanıltıcı MAYA enerjisi sayesinde evrimleşmiştir. Maya dünyayı ve maddeyi bize görünür kılan enerjidir, Prakriti / doğa ve enerjisi ile ilgisi vardır. Göreli dünya ise mutlak gerçeğin çarpık olan bir yansıması yani başka bir deyişle "ilüzyon"dur. Aslında biz dünyada değiliz, dünya zihnimizde. Ama maddesel zihin de ilüzyonun sadece bir parçasından öteye gidemez.

Srimad Bhaga va ta m şöyle der:

“Tanrı tarafından yaratılan bir yanılgı (MAYA ENERJİSİ) sonucu, evren gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi görünür, tıpkı rüyada çektiğiniz acıların yalnızca hayalden ibaret olması gibi” (Srimad Bhaga va ta m)



Maya, Upanişadlarda daha detaylı olarak açıklanmıştır. Hinduizm'de ise  birbirinden çok ince bir çizgiyle ayrılan 2 görüş vardır: Birincisi filozof ve Peygamber(Rişi) Şankara'ya aittir, bu görüşe göre dünyanın hiçbir gerçekliği yoktur. "Brahma Satyam Jagan Mithya". "Ruh can" mevcuttur sarva (diğer her şey) mevcut değildir. İkinci görüş Vaishnavalara aittir. Vaishnavalar da "dünya kesinlikle yoktur/sahtedir" demek yerine "gerçeğin çarpık bir ilüzyonu" ifadesini tercih ederler. Sonuç olarak bu iki görüşe göre de dünya bir yanılsamadır.


Maya enerjisi bir anlamda da Tanrı'nın maddesel dünyayı yaratırken yaydığı enerjidir, bu enerji (maya) sayesinde materyal zihinlerimiz için var edilmiştir, ve RUH  EVRİMİNİ tamamlamamız açısından şarttır. Maddeye bağlanıp Tanrısal şuurdan uzaklaştıkça MAYA enerjisine bağlı kalırız. Karma da maya'nın bağlayıcı gücüdür. Karmaların etkisindeki her ruh, her canlı, ruh evrimini tamamlayıncaya kadar Maya'nın etkisinde kalır.

Bhagavad Gita'da Tanrı Vişnu'nun avatarı Lord Krişna şöyle der:

"Toprak, su, ateş, hava, eter, şuur zeka ve sahte ego.. Bu sekiz eleman BANA YABANCILAŞMIŞ MADDESEL ENERJİMİN  bütününü oluşturur" (Bhagavad Gita 7:4)

Bir büyücünün kendisinin yaptığı büyüden etkilenmemesi gibi MAYA enerjisi de yüce Tanrı'yı etkilemez
Tanrı Krişna şöyle devam eder:

"Her türlü varoluş şekli benim enerjilerimin ifadeleridir. Ben kesinlikle her şeyim, maddesel enerjilerimin etkisi altında değilim, fakat onlar bendeler" (7:12)

"Maddesel enerjinin (MAYA ve PRAKRITI) içinde yer alan canlı, maddesel doğanın tadını çıkarır, canlı doğanın çeşitli ifadeleri içinden iyi ve kötü ile karşılaşır, bedenin içinde her şeyin tadını çıkaran biri daha vardır.Aşkın olan ve en yüce tadı alan kişi hem gözlemci hem de izin veren üst ruh diye adlandırılır, o Tanrı'dır" (Bhagavad Gita)

Ama yine de bu dünya  ego zihnine (maddesel zihin) çekici gelir, aynı sihirbazın yaptığı numaranın ilüzyon olduğun bildiğimiz halde bize çekici gelmesi gibi, ilüzyon olan bu dünya da bize çekici gelir.

Tanrı'nın Maya enerjisi sayesinde görünür kılınan dünya ve evren, yaratılışın yalnızca basit önemsiz bir kısmıdır, gerçek boyutundaki yaratılış bu yaratılıştan çok çok daha üstündür.

Dünyanın durumu Bhagavad Gita’da kutsal İncir ağacı benzetmesiyle harika bir sembolizmle dile getirilir, Banyan ağacının kutsallığı bu benzetmeyle alakalıdır:


“Kökleri yukarıya dalları aşağıya bakan, yaprakları Veda ilahilerinden oluşan asla yok edilemeyen bir banyan ağacı vardır, maddesel doğanın 3 ifade şekliyle beslenir dalları aşağıya ve yukarıyadır, dalları duyu organlarının algıladığı objelerdir, ağacın aşağıya yönelmiş kökleri ise toplumun sonuç veren maddesel faaliyetlerine bağlıdırlar, bu dünya işleridir. Ağacın şekli bu dünyada görülemez, onun nerede başlayıp nerede bittiğini kimse algılayamaz. Her yere kök salmış bu ağacın, kararlılık silahıyla devrilmesi gerekir” (Bhagavad Gita 15:1-4)


Bu kutsal İncir ağacından katha Upanişad’da ve Rig-Veda’da da bahsedilmektedir, yaratılışı ve maddesel dünyayı simgeler. Gölün suyuna “baş aşağı” olarak yansıyan yani ters olarak görülen ağaç gibi, dünya da gerçeğin yanılsaması, ilüzyonudur, MAYA’dır. Vedalar benzetmesinin kullanılmasıın nedeni de Veda ilahilerinin dünyayı ayakta tuttuğu ve sembolik olarak yaşam ağacının yaprakları olmasıdır.

Dolayısıyla İncir ağacının yani maddesel dünyanın “MAYA” sonucu olduğu oluştuğu veya “maya” olduğu söylenmektedir, maddesel doğaya bulaşan ruhun konumu anlatılır.

Bhagavad Gita’da geçen “Ağacın şekli bu dünyada görülemez, onun nerede başlayıp nerede bittiğini kimse algılayamaz” ifadesi de Tanrı’ya ulaşmak için değil de maddesel zevkler için yaşayanların, dünya hayatında bilinçsizce daldan dala (yaşamdan başka bir yaşama geçme, yani Mokşa’ya ulaşamama) atlayacakları manasına gelir.

Bu ağacın ucunda duyularla algılanan objeler, alt kısmında canlılar, üst kısmında da yarı Tanrılar bulunur. Ağacın köklerini besleyen trimurtinin üçlüsünden biri olan yaratıcı Brahma’dır. Üst dallar sefa sürenler ödül olarak kazandıklarını yaşayınca tekrar aşağılardan başlarlar ta ki Tanrısal şuur ile hareket ederek Mokşa’ya ulaşana dek.

Maha Upanishad:

"Bu evren, sen ve benim. Dünya ilüzyonu zihinden yayılmıştır, ve devam ettikçe Mokşa'ya ulaşılamaz" (4:44-57

"Evren, zihin yoluyla üst ruh tarafından var edilmiştir, dolayısıyla görünen dünya doğası gereği zihindedir." (4:50-57)

Svetasvatara Upanishad:

"Bil ki doğa, maddesel dünya ilüzyondur (MAYA), ve Yüce Tanrı bu ilüzyonu var etmiştir ve bütün dünya onun parçalarıyla doludur" (Şvetaşvatara upanişad 4:10-11
)

Brihadaranyaka Upanişad'taki meşhur "Gerçek olmayandan gerçeğe ilet beni" (1:3:28) duası da ilüzyon olan dünyadan gerçeğin ta kendisi olan Brahman'a giden yol kastedilir.

Dünyanın zihinde olduğu özellikle Advaita (ikilik ötesi) Vedanta isimli Hindu felsefesinde kullanılmaktadır, çeşitli Mahayana Buddhist okullarınca da kullanılan, modern bilimin, Quantum felsefesinin de özde söylediği gerçektir.

Ne dünyasal zihnin ne de onun objelerinin, kendi başlarına düşünüldüğünde, gerçekten de var oldukları söylenebilir.

Maya’nın aslında 2 görevi vardır, yukarıda yazdığım gibi birincisi her şeyin özünün, tek gerçeğin, tek DEĞİŞMEYEN gerçeğin Brahman olduğu, bütün canlıları da Brahman bilinç okyanusundan küçücük damlalar olduğu hakikatini RUH EVRİMİNİN gerçekleşebilmesi amacıyla gizlemektir, böylece Tanrısal şuur ile, içteki doğa ile hareket etmeyince Maya devam eder.

İkincisi de Brahman yerine bu dünyayı görmemizdir, yani dünya yanılsamasıdır. Filozof Shankara  “karanlıkta ilüzyon sonucu bir yılan gibi görünen şeyin aslında sadece bir ip olması” örneğini kullanır. Nasıl ki o nesnenin ip olduğunu idrak ettiğmizde “yılan” ilüzyonu kayboluyorsa, dünya ilüzyonu da BRAHMAN bilgisinin idrak edilip deneyimlenmesi sonucu yok olur.

Atman bireysel ruh, kendini doğanın yanıltıcı enerjisi sonucu doğa ile özdeşleştirdiğinde  Brahman doğasında olduğunu, Brahman olduğunu unutur.

Filozof Shankara, Upanişad’lardaki ayetlerden yola çıkıp, ayetlere benzer şekilde şöyle demiştir:

“Brahman ötelerin de ötesindedir, yücelerin yücesid,r. Başlangıçta yalnız O vardı. Adlar değişik ve kalıplar ayrı olsa da cevher tektir: Brahman’dır, Vücut bir araba, sahibi : Atman,  Akıl: Arabacı, Koşumlar: İdrak, Duyumlar: t. İdrak duyumlardan, akıl idraktan, Atman da akıldan üstündür. Atman için ne doğum vardır, ne de ölüm. Hem uzak, hem de yakındır, hem her şeyin içinde, hem de her şeyin dışındadır. Bütün varlıklarda O’nu, Onda bütün varlıkları gören şüpheden kurtulur. Dış Dünya,  çöldeki serap gibidir…’ Gözle görürsün ama, gerçekte yok o. Susuzluğunu arttırır yalnızca asla gidermez. Karanlıkta yılan sandığın şeyin aydınlıkta  bir ip olması gibi. Korkun da, kaygın da MAYA’dan dolayı”

Ve

"Zaman ile mekan ile çeşitli varlıklar ile ,maddesel ojbeler ile ilgili rüya görürsün ama onlar tabi gi ‘gerçek’ değiller. Aynı şekilde. uyanıkken bu dünyayı deneyimlersin, ancak bu deneyim, bilgisizlikten doğmuştur. O da bir rüya görme durumudur, bu nedenle gerçek değildir.Beden, bu organlar, bu hayat nefes,, bu ego duygusu da gerçek değildir. İşte bu nedenle de, ‘O sensin’ saf, mutluluk, ikincisi olmayan bir,  ilahi Brahman, sensin"

Aslında Filozof Shankara’ya göre çoğu insan için “dünya vardır”, yok değildir, dünyanın yokluğu ve zihinde olması yalnızca en mistik tecrübeyi deneyimleyerek aydınlanmaya ulaşan varlıkların idrakiyla anlaşılır. Bu seviyeye ulaşıldığı zaman “ikilik” (dvaita) yok olur, çokluk yok olur her şey “tek” durumuna iner, benim ve senin duyguları kalmaz,  “sevmek, bilmek, duymak görmek” duyguları kalmaz, bu duygular öz değil NİTELİKLERDİR, nitelik kalmaz her şey özde birleşir: sevmenin, bilmenin, duymanın, görmenin BİZZAT KENDİSİ olunur.

 Brihadaranya upanişad’ın dediği gibi:

“insan görmeden, gözü olmadan görür, çünkü hiçbir şey O'ndan ayrı değildir. Koklamadan, burnu olmadan koklar çünkü hiçbir şey O'ndan ayrı degildir. Duymadan kulağı olmadan duyar çünkü hiçbir şey O'ndan ayrı değildir.. Bilmeden bilir çünkü hiçbir şey O'ndan ayrı değildir. Ayrılığın olduğu yerde insan başka bir şeyi görür. Başka bir şeyi koklar, baska bir şeyi konuşur, baska bir şeyi duyar, baska bir şeyi düşünür. Fakat özümlenmenin olduğu ikinci bir şeyin bulunmadığı yer Tanrı'nın âlemidir. Yaşamın en yüce gayesi en yüce hazinesi budur."

Dalganın sudan başka, vazonun çamurdan başka bir şey olmaması gibi evren ilüzyonu da Brahman’dan başka bir şey değildir.

 

Advaita Vedanta felsefesinin Upanişadlar,  Bhagavad Gita ve Yoga Sutralarından sonraki en önemli kaynağı olarak kabul edilen, Rişi Aştavakra tarafından oluşturulmuş eski bir kutsal metin olan Aştavakra Gita'dan:


"Yakın zamana kadar şaşkın bir halde, MAYA'ya kapılarak yaşıyordum, ama artık aydınlandım dünyayı aşmış bir şekilde, beden ve dünya benim ışığımdan ortaya çıkar,  aslında her şey benim veya benim olan hiçbir şey yok, artık sonsuz Atman'ı görüyorum, fokurdayıp köpüren bir dalganın sudan başka bir şey olmaması gibi, Atman'da dışarıya taşan tüm yaratılış da Atman'dır yalnızca.

Bir kumaş parçasının iplikten ibaret olması gibi, tüm yaratılış da Atman'dan ibarettir.

Dünya, Atman bilinmediğinde ortaya çıkar, bilindğinde değil. Ama siz halata yılanı yakıştırıyorsunuz, ama halatı gördüğünüzde yılan ortadan kaybolur.

Doğam ışıktır benim yalnızca ışık, saf ışık! ortaya çıktığında dünya, yalnız ben parıldıyorumdur.

Dünya içimde ortaya çıktığında bir yanılsamadan ibarettir bu, güneşin altında titreşen su birikintisi, halat kolundaki yılan, benden taşar dünya, ve bende eriyip gider, tıpkı bir bileziğin eriyip altın olması gibi, bir çömleğin unufak olarak kile dönüşmesi gibi, bir dalganın yatışıp suda yitip gitmesi gibi...Surete büründüm ama hala TEK'im, ne gelirim giderim ancak yine de her yerdeyim ben, sonsuz okyanusum.Düşünceler ve maddeye bağlılık yoğunlaştığında rüzgar dalgalar gibi sertleşir, binlerce dünya çıkar ortaya ama rüzgar dindiğinde batar gemisiyle beraber.Varlığımız sınırsız okyanusunda, eli ayağı dolaşır onun ve onunla birlikte tüm dünyaların.Ben içinde tüm canlıların doğal olarak ortaya çıktığı sonra yatıştığı ucu bucağı olmayan Derya'yım"


Yorum yaz!

2008-03-12 17:13:31 - Maddesel Gerçeklik bir yanılsamadır

Yazan: firatb84
Hinduizm'de "dünya yanılsamadır" kelimesinin mezheplere göre 2 farklı manası vardır, Filozof Shankara'nın ve saf monistleri felsefesine göre bu "dünya gerçek değildir" anlamına gelir, Ramanuja ve Chaitanya'ya göre ise "dünya yanısamadır" ifadesi "Gerçekliğin çarpık biçimi/yansıması" manasına gelir.

" Eğer dünya gerçek değil ise, niçin bir raptiye üzerine oturunca canım yanar ve niçin bu duygudan nefret ederim?"

Rüyada niçin bazen çok mutlu hissederiz bazen duvarlara çarpıp düşüp acı çekeriz, bazen çok zevk alırız bazen korkarız ve rüyadaki o korkumuzdan nefret ederiz? Rüyada bunların hepsini yaşarız, hatta bazen gerçek olduğundan emin olduğumuz şeyler bile görebiliriz fiziksel olduğunu sandığımız acılar da çekebiliriz ama bu bütün bunlar demek değildir ki "rüyalar gerçek".....

"Niçin insanlık çok uzun zamandan beri bu yanılsamayı tecrübe etmektedir ve niçin bu yanılsama ileri derecede gerçek gibi gözükmektedir? "

İnsanlık toplu olarak bunu tecrübe etmektedir ve bunun Hinduizme göre nedeni Maya olgusu bu sitedeki yazılarımda açıklanmıştır. Rüyalar da zaman zaman "ileri derecede gerçek gibi" görünür bu demek değildir ki "rüyalar gerçek".

"Panteistler bile apandist ağrısı karşısında iki büklüm olurlar"

Rüyada da acıdan sevinçten üzüntüden "iki büklüm" olduğumuz zamanlar vardır. Acı duygusunun yanılsama olmadığı nasıl kanıtlanabilir? Acı sıcak tatlı..vs gibi olgular beyne iletilen sinyallerden ibarettir bunların "nihai gerçek" olduğuna ilişkin kanıt bunları basitçe "hissetmemiz" olamaz.

"-bizlerin her an gerçek olarak algıladıklarımız gerçek değil ise- gerçeklik ile hayali nasıl ayırt edebiliriz? "

Bunun Hinduizm'e göre çeşitli yöntemleri vardır.

Şimdilik daha fazla uzatmayacağım Maya nın yanılsamanın Hinduizm'e göre tam olarak ne olduğunu daha sonraki bir yazıma erteleyeceğim.

Şimdilik "Bilincin öznel evvrimi" isimli kitaptan birkaç alıntı yazalım:

"Bir sihirbazın el çabukluğu yanılgıya dayanır, sahtedir. Buna rağmen mahareti karşısında büyüleniriz , bu da bir gerçektir. Bir sihirbaz veya hipnozcu gerçek olmayanı gerçekmiş gibi gösterebilir ama bizler büyüsünün etkisi altındayken onun gerçekliğini inkar edemeyiz.

Maddesel gerçeklik, insanda ortaya çıkan rüya gibi, ruhta ortaya çıkan yanılgıdır ve eğer ruh, ruh dünyasına dönerse ve bilinç bu boyuttan çekilirse geride hiçbir şey kalmaz. Maddesel gerçeklik, ruhun baş kaldıran yaklaşımıyla sağlıksız tavrıyla yaratılır.

Bu, hasta olan adamın sanrı görmesi gibidir, Sanrının nedeni hastalıktır, sanrı bağımsız varoluşa sahip değildir, halüsinasyon hastanın zihni dışında mevcudiyete de sahip değildir eğer sanrıyı yok etmek isterseniz tedavi uygulamanız gerekir aynı bunun gibi ruh hastalıklı bir durumdadır ve sanrı görerek acı çeker ve ruhlar topluluğu toplu halde bu sanrıdan mustarip olduğu için bu dünya gerçekmiş gibi görünür.

Bana bir parça şarap ya da zehir verilse kendimden geçerim objeleri çarpık şekilde görürüm Kızkardeşimi veya annemi tanıyamam ve hayvansı yapıyla harekete geçerek her şeyi zevk alacağım nesneler olarak görmeye başlarım kaba şehvet eğilimi benim her şeyle ilgili görüşümü perdeler sonra aklım başıma gelince yine aynı şeyleri görürüm ama onlarla ilgili algılamam değişir. İşte bu şekilde yüzeysel gerçeğin altına daha derinlere inmeye hazırlıklı olmalıyız"

Ayrıca müslümansanız aşağıdaki linklerin TAMAMINI atlamadan okumanızı tavsiye ederim çeşitli bilim adamlarının bu konuyla ilgili görüşleri de verilmiş:

http://www.harunyahya.org/evrim/ruh/ruh03.html

http://www.harunyahya.org/evrim/ruh/ruh03a.html

Saygılarımla,


Düzenleyen firatb84 gün: 12/3/2008 saat: 17:14
Bağlantı

2008-03-12 14:43:29 - Gerçeklik Bir Yanılsama Değildir

Yazan: seyf


Gerçekliğin yanılsama olmadığına dair argüman:



Yanılsama terimine Özdeşlik Kanunu uygulayarak gerçekliğin var olduğunu göstermek mümkündür. Yanılsama, gerçekliğin yanıltıcı bir algılaması olarak tarif edilir. Bir kişi, herhangi bir şeyin yanılsama olduğunu dile getirirse, bu kişi gerçek olanın, yanlış algılandığını kasteder. Eğer yanılsama için bir tezat oluşturan objektif gerçeklik diye bir şey olmasaydı, bu yanılsamanın farkında olunmasının hiçbir imkânı olmazdı. Başka bir ifade ile açıklamak gerekirse, rüya gördüğünüzü bilebilmeniz için uyanık olmanın ne olduğunu bilmeniz gerekir. Bu bilgiye sahip olduktan sonra bu iki durumu birbiri ile karşılaştırabilirsiniz. Benzer bir şekilde, yanılsamanın ne olduğunu bilmeniz için gerçeğin ne olduğunu bilmeniz gerekir. Eğer her şey bir yanılsama olsaydı, bu durumu asla bilme imkânınız olamazdı. Bundan dolayı mutlak yanılsama imkânsızdır! Bu konu hakkında ifade edilebilecek tek mantıklı çıkarım şudur: Gerçekliğin bir yanılsama olduğunu inanmak bir yanılsamadır. (Geisler ve Bocchino, WSA)



Peki bu yanılsamanın sebebi nedir? “Kendimizi, başkalarını ve dünyayı yanılsama olarak açıklamanın doğuracağı bir başka problem şudur: Bu yaygın hata nasıl ortaya çıkmıştır? Hemen hemen her insanın kendisi, dünyası ve ikisinin etkileşimi hakkında tecrübe ettiklerinin bir hata olduğu nasıl öne sürülebilinir? Bu öne sürülen yaygın yanılsamanın kendisine mal ettiği, doğru bir yapıya sahip, ne bir tecrübe modu ne de bir seri tecrübe ortadadır. Bu yaygın yanlışlık, bütün olası duyusal tecrübenin yapısını kaygılandırır.” (Clark, ANA, 153)

Örneğin Mistiklerin şöyle bir iddiaları vardır: “Renk içeren bütün tecrübe modları esasında ve temelinde yanıltıcıdır.”

Clark ve Geisler bu abartılı iddiaya cevap vermişlerdir: “İddia sahibine iki görev yükler: (1) İddia sahibi, renk içeren bütün tecrübe modlarının yanıltıcı olduğunu gösterecek standart olan değişik bir türden gerçeği ortaya koymak zorundadır. (2) Bir çoğumuzun niçin her zaman her türlü gerçeği kaçırdığımızı ve hepimizin niçin çoğu zaman çoğu gerçeği kaçırdığını açıklamak zorundadır.” (Clark, ANA, 153)

Bir de mistiklere bizim algılarımızın niçin sık sık hatalı olduğu sorusunu yöneltmeyi uygun görmüşlerdir:



Bu kireçlenme sürecini başlatan zihinlerin kendileri de yanılsamanın bir parçası değil midirler? . . . Eğer zihin de bu tür bir yanılsamaya ve sonuçlarına maruz kalmakta ise, bu zihin yanılsamadan öne geçemez ve bu yüzden de yanılsamaya bir açıklama getiremez. Diğer taraftan eğer bizim düşüncelerimiz, yanılsamaya maruz kalan bir zihnin düşünceleri değil ise, herhalde Tanrı’nın düşünceleridir. . . . Ancak bu da çeşitli zorluklar yaratır. C. S. Lewis [Miracles], düşünüşümüzün aslında Tanrı’nın düşünüşü olduğuna dair kanıya kesinlikle karşı koymuştur, çünkü bizlerin yanlış düşünme olasılığımız da vardır. (Clark, ANA, 154)



Gerçekliğin bir yanılsama olduğunu iddia eden panteistlere (yukarıda belirtildiği gibi mistiklerin panteizme karşı eğilimleri vardır) iki soru yöneltilmelidir:



Birinci soru: Eğer kişisel varlığımız hakkındaki bilinçliliğimiz konusunda aldanıyorsak, gerçeklik hakkında bilinçli olduğunu iddia eden panteistlerin aldanmadığını nasıl bilebiliriz?

İkinci soru: Eğer dünya gerçekten de bir yanılsama ise -bizlerin her an gerçek olarak algıladıklarımız gerçek değil ise- gerçeklik ile hayali nasıl ayırt edebiliriz? Lao-tse, bu soruyu şöyle örneklemiştir: “Uyurken rüyamda kendimi bir kelebek olarak görürsem, uyandığımda rüyasında kendisini bir adam olarak gören bir kelebek olmadığımı nasıl bilebilirim?” Bu ikilemi ortaya koyan başka örnekler de vardır: “Kalabalık bir yoldan karşı karşıya geçerken, üzerimize doğru gelen arabaları sadece bir yanılsama olarak kabul edip korku duymayabilir miyiz? Aslında bu tutuma göre karşıdan karşıya geçerken yola bakmamıza bile gerek yoktur, çünkü ne cadde ne arabalar ne de biz gerçeğizdir.” Eğer panteistler, sürekli olarak panteizmi yaşasalardı dünya da bir tane bile sağ panteist kalmazdı. (Geisler, WA, 102)



Kötülük gibi bir gerçekliği bir yanılsama olarak nitelendirmenin yetersizliği bir tür ispattır: “Eğer kötülük gerçek olmasaydı, yanılsamanın kaynağı ne olurdu? Niçin insanlık çok uzun zamandan beri bu yanılsamayı tecrübe etmektedir ve niçin bu yanılsama ileri derecede gerçek gibi gözükmektedir? Panteistlerin aksi iddialarına rağmen, bizler de, panteistler de acıyı, elemi hatta ölümü tecrübe eder. Panteistler bile apandist ağrısı karşısında iki büklüm olurlar. Üstlerine doğru gelen bir kamyon gördüklerinde süratle yana kaçarlar. Eğer dünya gerçek değil ise, niçin bir raptiye üzerine oturunca canım yanar ve niçin bu duygudan nefret ederim?” (Geisler, WA, 102-103)

Bağlantı

2008-01-17 20:20:12 - .......

Yazan: firatb84
Sevgili serokas ve mistiksevgi,

Beğendiğinize sevindim, teşekkür ederim. :)

Sevgilerimle,

Düzenleyen firatb84 gün: 17/1/2008 saat: 20:20
Bağlantı

2008-01-17 15:07:09 - Merhaba

Yazan: mistik3sevgi
Yazın ve blog'un güzel olmuş.
ayrıca playerin ve içindeki
müzikler güzel. Hatta itiraf
edim :)) bende senin müzikten
ekledim Blog'umu Amethstium'un
müziklerine bayıldım teşekkürler.

Bağlantı

2008-01-10 12:54:15 - Blog

Yazan: serokas
Eline yüreğine sağlık blog için
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dinler ve felsefeleri

Kategoriler

ARŞİV (Buradan, yazılara tek tek ulaşabilirsiniz)

Get Your Own Player!


Online Users